31.05.2012

Her gün sanat/ Art everyday :: 7,5

Buca Kasaplar Meydanı'nda bir 19. yy evi/ A 19th century house in Buca Kasaplar Square- İzmir, TURKIYE

26.05.2012

Hergün sanat/ Art everyday :: 5

Bugünkü dosya biraz tartışmalı aslında. Yapılan işin saf anlamıyla sanat olduğunu iddia etmek zor. Daha çok uzun soluklu bir hayalin gerçeğe dönüşme hikayesi...Sanatla ilgisi de bir şeyi yoktan var etme derdi. İnsanların değil ama yapıların ikinci bir şansı hakettiği inancıyla, böyle bir yerden başlayıp... 

Today's file is a bit debatable in fact. It is hard to claim that the work done is pure art. It is rather the story of a long term dream becoming real...Its relation to art is the concern to create something out of the blue. With a belief that all buildings (but not human beings) need a second chance, starting from such a point...


Soli Pompeiopolis Sütunlu Caddesi (MS 2. -3. yy) Güney Ucu- Restorasyon öncesi, Mersin, TURKIYE
South Tip of Soli Pompeiopolis Colonnaded Street (2nd- 3rd Cent. AD) - Pre Restoration, Mersin, TURKIYE

...1800 yıl sonra bu noktaya gelmek.

...arriving at such a point after 1800 years. 

Soli Pompeiopolis Sütunlu Caddesi (MS 2. - 3. yy) Güney Ucu- Restorasyon süreci, Mersin, TURKIYE
South Tip of Soli Pompeiopolis Colonnaded Street (2nd- 3rd C. AD)- Restoration in progress, Mersin, TURKIYE

Tamamlanmasına çok az kaldı.

There is little left for completion.

25.05.2012

24.05.2012

Hergün sanat/ Art everyday :: 3

İzmir seni seviyorum ama şu oynak havan bazen insanı çileden çıkarıyor. Pembe Panter'in bulutu gibisin.
Izmir I love you but your unpredictable weather may at times piss me off. You are like the cloud of Pink Panther.
 

23.05.2012

Hergün sanat/ Art everyday :: 2,5

Bu serinin bir amacı kendimi hergün sanatla ilgili bir etkinlik yapmaya zorlamak. O gün bir şey üretemediysem, cepten yiyorsam buçuklu bir numara ile durumu özetlemeye karar verdim:)

One of the aims of these series is to force myself to do something related to art everyday. If I can not produce anything that day and rather prefer to use an older image then I will use a decimal number to define the situation:)

07.11.2011 Cunda Adası (Cunda Island) / Ayvalık/ Balıkesir/ TURKIYE

22.05.2012

Hergün sanat/ Art everyday :: 1

Kendi kendimle küçük bir düello. Hergün sanatla ilgili bir şeyler yapmak için. Belki bir çizim, belki bir fotoğraf, belki yine heykel kimbilir...Kendimi çok ciddiye almadan ama ipleri de hemen salmadan. Denemenin bile mutluluk verdiğini unutmadan. Bu fikirden hareketle maNga için yaptığım bir kolaj/poster açılışa uygun düşer diye düşündüm. 

A challenge with/ for myself. To do something related to art everyday. Perhaps a drawing, maybe a photo, maybe sculpture again, who knows...Not taking myself too seriously yet not letting go immediately. Without forgetting that even the trial gives happiness.So I thought it would be apt to start with a collage/ poster that I have done for maNga.


19.05.2012

19 Mayıs/ May 19

Atatürk'ü ve devrim sözcüğünü ağzına almaktan korkan bir toplum olduk. Bayramları kutlamak için "izin verilen" bir toplum olduk. Atatürk bir süper kahraman, canavar ya da diktatör değildi. Hepimiz gibi gülerdi, ağlardı, düşünürdü yani insandı. Ama ülkesini çok seven bir insandı. "Türk" olmanın bir ırka dahil olmaktan öte, bu topraklarda kardeşçe yaşamayı bilen herkesin inanmayı seçtiği düşünce olduğunu bilecek kadar bilge ve umutlu bir insandı. Atatürk'ü, devrim arkadaşlarını ve bu uğurda ölen herkesi minnetle anıyorum. Bugün Bağımsızlık Mücadelesinin başladığı gündür ve mücadele henüz bitmemiştir. Hepimizin bayramı kutlu olsun...
We became a society who is afraid to pronounce Atatürk and the word "revolution". We became a society who is "permitted" to celebrate the national feasts. Atatürk was not a super hero, monster or dictator. He used to laugh, cry, think just like us; thus he was a human being. But he was a guy who loved his country so much. He was so wise and hopeful to know that being a "Turk" was not about being included in a certain race but it was a thought that all who knew to live peacefully in this land chose to believe in. I remember Atatürk, his revolution friends and all who died for this aim in gratitude. Today is the day The Independence War had started and the fight is not over yet. May our feast be merry for all of us...

hayat/ life

Hayat bir Fellini filmidir. 1800 km yol yaparsın, eve uyku hayaliyle dönersin. Bir de bakarsın ki yan sokakla cadde arası kapatılmış, mahalle düğünü var, adamlar odanın içinde "Arabım" çalıyor:) Gülüyorum daha ne yapayım...
Life is a Fellini film. You travel 1800 kms, dreaming of sleep as you get back home. Only to realize the next street is blocked for having a wedding in the neighbourhood, the guys sound like they are playing "My Arab" in your room:) I am laughing what can I do...

18.05.2007

deniz

Başını olabildiğince yukarıda tutmaya çalışarak ufka doğru baktı. Ciğerlerini yakarak derin bir nefes aldı ve tekrar suya daldı...

31.12.2006

yetenek

Seni hep konuşurken dinlemeye alışmış bir kedinin şarkı söyleyişini duyduğunda şaşırması gibiydi hayat... Hani herşeyin düzenini bilme rahatlığını sürerken aynılıktan tedirgin olmak, yeniyle karşılaşınca afallamak, gerisin geri kaçmak; ama sonunda bunun pek de fena bir durum olmadığına karar vermek ve içten içe sevinmekti. Ben böyle bir adamdım işte... Kadınların çoklukla lanetlediği, nice kalpler kıran bu insan için mesele basitti. Girdiğim her kaba sığabiliyordum çünkü kabın dışında ben yoktum. Böylece bir insandan diğerine geçer oldum. Üstelik bir sanatçı titizliğiyle, çok da iyi yapıyordum bu işi. Herkesin övüneceği bir yeteneği vardı: Kimi alev yutuyor cam yiyordu; kimi tek ayak üstünde top sektiriyordu. Ben de uyum sağlıyordum.

22.08.2006

yaza dair


Bu güneş renkli mısır tanelerinin tatlı kokusu olduğu müddetçe ben yaşayacağım. Sahilde çocuk sesleri, ürperten akşam meltemleri, küsmeyen yaseminler, nemli çarşaflar, uzun yolculuklar, hep aynı aldanmalar, aldatmalar... Geçer. Tortusu kalır.

Mızıkçılık yapmıyorum. Hey yaz, pabucu yarım... Çıktın dışarı bari oyunu tam oynayalım.

18.07.2006

hem uzak hem yakın



Sekiz yıl sonra hiçbir şey değişmemiş...Güneşin altında aynı telaşlı kalabalık, aynı neşe, aynı dayanışma. Balık ağlarını tamir edenler, ağın içinde çırpınanlar, seferden dönenler, ufuğa hazırlananlar...Bir ucundan ben de dokunuyorum hepsine. Bir tutam kahkaha koydum cebime, biraz lal renkli yaşam savaşı, biraz inat da lazım en sarısından, sonra sabır zümrüt yeşili, elbette huzur deniz mavisi. Taşıyıp sevincimi bir tekneden ötekine yüzümü güneşle yıkadım.
Yaşamdan kayıp gidenlere inat sığınaklar hep yerli yerinde.

28.05.2006

Bakımsız Bahçelerden Faydalanma Kılavuzu



Kuzey Ege’de verimsiz bir toprak parçası bulmak neredeyse imkansız gibidir. Bu durum ekilenlerden az ya da çok ürün alınmasını sağlarken bahar aylarıyla birlikte her yeri diz boyu yabani ot ve çiçeklerin basmasına da imkan verir. Biraz tembellik ederseniz özenerek türlü tohumlar attığınız bahçenize vardığınızda kıpkırmızı bir gelincik (bazen de bembeyaz bir papatya*) tarlasıyla karşılaşabilirsiniz. Evcil çiçeklerse çoktan hayal olmuştur. Ey bahtsız kentliler üzülmeyiniz! Düşünülenin aksine bu gelinciklerin bahçede veya vazoda nazlı nazlı salınmak dışında faydaları da vardır. Mahvolan bahçeniz için soğuk bir bardak su içmek yerine gelinciklerden yapılmış tatlı bir şurup içebilirsiniz...

Öncelikle bir avuca sığacak kadar gelincik toplanır.









Sonra hepsi düz bir yere serilir (tercihen bir gazete kağıdı üzerine). Hafifçe silkelenen çiçeklerin tohumları ile yaprakları kolayca ayrılır. İnat eden yapraklar elle koparılır. Gelinciklerin tohumları ile kaynaşmış böcekler dikkate alınmalıdır. Böcekler tek tek ayıklanır, öldürülmez, bahçeye geri götürülüp toprağa bırakılır.



Daha sonra gelincik yaprakları bir kaba alınıp güzelce yıkanır. Bu aşamada birkaç tane güzel kokulu, koyu renkli gül bulmak önemlidir (evet, yine bakımlı bahçelere muhtacız...). Onların yaprakları da eklenir.






Son bir yıkamadan sonra karışım cam bir şişenin içine doldurulur. Limon tuzu ve su eklenir. En fazla 2 hafta sonra şurup hazırdır. Yoğun kıvamda olacağı için karışımın su (ve isteğe göre şeker eklenerek) ile seyreltilmesi gerekebilir.





* Papatyalar için iki kullanım şeması önerilebilir: İlki kaynatıp çayını içmek. Sakinleştirici etkisi var. İkincisi de yine kaynatıp karışımı saçınıza sürmek. Ancak esmerlere bunu tavsiye etmiyorum, sabah uyandığınızda sarışın olma ihtimaliniz çok fazla.
** Gelincik şurubuma katkıda bulunan bütün bakımsız bahçe sahibi komşularıma teşekkürü borç bilirim.

27.05.2006

Gitme


Aramızda ölü bir ırmak uzanıyor şimdi. Kıvrıla kıvrıla değil, dümdüz bir su parçası. O kadar durgun, öyle ifadesiz ki korkarsın. Sırf karanlık dağılsın diye başına beyaz bir yazma bağlarım belki. Üstünü de örterim üzülme; hem gözlerini de kapatırım. Usulca bir kuruş bırakırım dilinin altına. Son bir söz beklerim. Konuşamazsın ki.

Sen o kuruşu alırsın. Bir ömrün bedelidir elinde tuttuğun. Benim duvarlarım yıkılır sen suya ilerlersin. Göremem kürekçinin yüzünü. Yanına ilişmek isterim olmaz. Her darbede uzaklaşırsın. Bakakalırım. Ben ıssız, ben en cesur ama en yalnız; karşı kıyıya gelemem ki...

Ölüler ülkesindeki ırmağı geçmek için her ruh sandalcıya bir metelik vermek zorundaydı. Irmağın ötesindeki bataklığı katetmek içinse mutlaka toprağa kavuşmuş olmak gerekiyordu. Bu yüzden antik dönemden başlayarak her ölünün dilinin altına bir metelik konuldu ve gömüldü. Toprağa karışmayan ruhlar 100 yıl boyunca başıboş gezmekle cezalandırıldı. Kaderleri bu sürenin sonunda belirlenecekti. Asırlar geçti. Sebepler unutuldu ama eylemler değişmedi. Biz ölülerimizi son yolculuklarına uğurlamaya devam ettik. Bilmediğimiz yolun toprakta değil suda bittiğiydi.

18.04.2006

Uzun Burunlular Kenti


Bahar geldi mi o şehrin çocukları kendilerini sokaklara atarlardı...

Güneş batana, anneler çağırana kadar girilmezdi evlere. Yüzleri hep kirli, giysileri hep soluk, bir topun peşinde koştururdu o çocuklar. Günden güne artan yaralarla kaplıydı hepsinin dizleri. Çelimsiz bacakların sürdüğü bisikletlerin arkasında kardeşler taşınırdı bir çanta gibi. Kardeşlerden ayrılınmazdı. Her mahallenin bir bisiklet çetesi vardı. Yan mahallenin çetesiyle kavga edilir, gerekirse dayak yenir ama annelere söylenmezdi. O kentin çocukları sır saklamasını bilirdi.

Herkes kendi uçurtmasını kendi yapardı. İnce çıtalar birbirine çakılır, ipleri gerilir, evdeki unlu bulamaçla gazete kağıtları yapıştırılırdı. En güzel yeri kuyruğuydu o uçurtmaların. Dedeler vardı ellerinden tutulacak. Yüksek bir düzlüğe çıkılır, uçurtmalar salınırdı. Yukarı bakıp koşarken düşenler hiç ağlamazdı. Uçurtma için düşenlerin canının yanmadığı bilinirdi. Sırası gelince uçurtmalar kardeşlere devredilir, sabırla beklenirdi. O kentin çocukları paylaşmayı baharda öğrenirdi.

Okul oyun oynamak için gidilen bir yerdi. Çeşme başında su savaşı yapılır, sırılsıklam derse girilirdi. Öğretmenler önlüklerin neden ıslak olduğunu sormaz, hastalananlara kızmazdı.

Herkes hayatında en az bir kez ipek böceği beslerdi. Okulun karşısındaki bakkaldan yalvar yakar bir tırtıl alınır, eski bir ayakkabı kutusuna konurdu. Mahalledeki tek tük dut ağaçlarına tırmanılır, olabildiğince çok yaprak koparılırdı. Her çocuk tırtılının yemek yiyişini, kozayı örüşünü, kelebek olup çıkışını izlerdi. Kentin çocukları sorumluluğu ilk kez baharda önemserdi.
Cicoz sakız hem meşe olur hem de çiğnenirdi. O kentte bir çocuğun dilinin sarı, mavi veya kırmızı olması olağandı. Leblebi tozunun bir parçası hep buruna kaçar, geri kalanı da yanaklara dağılırdı. Küçük adamların şekeri yenir, kutularıyla oyunlar oynanırdı. Türlü çeşit, rengarenk piramit kolonyalar vardı. O kentin çocukları bu yüzden çok güzel kokardı.

Her çocuk yokuş aşağı bir zeytinliğin içinden, yuvarlanan çemberinin ardısıra koşardı. Bütün yollar denize çıkardı. Çemberler yitip gider, yerleri doldurulamazdı. O kentin çocukları kaçanın kovalanamayacağını, kaybetmeyi baharda görürlerdi.
Koşmaktan yorgun düşünce kaldırıma kilim serilir, balkon altında çiğdem yenirdi. Büyükler yukarıda oturup izlerlerdi. Akşamlar asla yalnız geçmezdi. Ertesi sabah buluşmak üzere sözler verilir ve sözler tutulurdu. Sözünde durmayanın burnu uzardı.

O kentte çok bahar geçti. Çocuklar büyüdü. Yeni çocuklar geldi. Çocukların burunları hala kısa. Büyüklerinse aynaya bakamadıkları söyleniyor.