deniz

Öncelikle bir avuca sığacak kadar gelincik toplanır.
Sonra hepsi düz bir yere serilir (tercihen bir gazete kağıdı üzerine). Hafifçe silkelenen çiçeklerin tohumları ile yaprakları kolayca ayrılır. İnat eden yapraklar elle koparılır. Gelinciklerin tohumları ile kaynaşmış böcekler dikkate alınmalıdır. Böcekler tek tek ayıklanır, öldürülmez, bahçeye geri götürülüp toprağa bırakılır.
Daha sonra gelincik yaprakları bir kaba alınıp güzelce yıkanır. Bu aşamada birkaç tane güzel kokulu, koyu renkli gül bulmak önemlidir (evet, yine bakımlı bahçelere muhtacız...). Onların yaprakları da eklenir.
Son bir yıkamadan sonra karışım cam bir şişenin içine doldurulur. Limon tuzu ve su eklenir. En fazla 2 hafta sonra şurup hazırdır. Yoğun kıvamda olacağı için karışımın su (ve isteğe göre şeker eklenerek) ile seyreltilmesi gerekebilir.
Cicoz sakız hem meşe olur hem de çiğnenirdi. O kentte bir çocuğun dilinin sarı, mavi veya kırmızı olması olağandı. Leblebi tozunun bir parçası hep buruna kaçar, geri kalanı da yanaklara dağılırdı. Küçük adamların şekeri yenir, kutularıyla oyunlar oynanırdı. Türlü çeşit, rengarenk piramit kolonyalar vardı. O kentin çocukları bu yüzden çok güzel kokardı.
Her çocuk yokuş aşağı bir zeytinliğin içinden, yuvarlanan çemberinin ardısıra koşardı. Bütün yollar denize çıkardı. Çemberler yitip gider, yerleri doldurulamazdı. O kentin çocukları kaçanın kovalanamayacağını, kaybetmeyi baharda görürlerdi.




Eski balıkçı barınağının yerinde kocaman bir park uzanıyor şimdi. Senin defalarca kaçtığın o kayalara kimse yaklaşmıyor. Çıplak ayak dolaşıp çimlerde bir dilek diliyorum ki İzmir konuşuyor: Senin sesini çok özlemiş...
Hastanenin önündeki ağaçlı yol da değişmedi. Belki biraz daha gürültülü ve kalabalık. Ama hala yağmurda ıslanmadan geçebilirsin o yoldan. Ve yeterince sabırlıysan Yeşil Köşk'te bir mola bile verebilirsin kimbilir...Dinlersen duyarsın, İzmir senin sesini çok özlemiş.
Odam denizi görmüyor. Ama bahçemde hiç solmayan limon ağaçları var. Bu kentte kış sevilmeyen bir misafir gibi. İzmir terbiyeli bir ev sahibi ve senin sesini çok özlemiş.
İzmir hep bildiğin gibi. Kızlar hala cilveli, erkekler hala çapkın. Şu gri günde bile hiçbir şey bozamaz keyfimizi. Ama bu kent senin sesini çok özlemiş...
Günbatarken bir bandonun etrafına dizilmişiz halka halka. Marşlar, şarkılar, daha neler neler... Bu kent ne kadar asık yüzlü olabilir sence? Orta sıradaki trompetçinin gülüşüyle bölünüyor işte bütün ciddiyeti. Sonrası iyilik sağlık ama İzmir senin sesini çok özlemiş.
Dikkatle bakarsan Kordon'dan uzaklaşan vapurun az ilerisinde bir deniz feneri göreceksin. Bu şehrin ruhu o minik fenerin yanıp sönen ışığında saklı. Biliyor musun İzmir senin sesini çok özlemiş...

