Çok uzun süredir arazide kullandığımız sırt çantası geçen sene iflas etmişti. (çocuk 10 yıl kahrımızı çekti, çok bile...) Yerine yenisini almak gerekti ama sahip olması gereken özellikler fazlaydı. Çok cepli, az süslü, dayanıklı derken piyasada öyle bir çanta bulamayacağımızı farkettim ve sonunda ornitorenk handmade blogunun sahibi Gonca Hanım'dan cesaret alıp kendi çantamı dikmeye karar verdim. Yakın zamanda kendi diktiği pazen bir sırt çantasını paylaşmıştı. Hem rengi çok güzeldi, hem biçimi. Üstelik bütün nezaketiyle bana nasıl dikileceğini anlatan ayrıntılı bilgi de gönderdi.
Benim elimde artık pazen parçaları vardı. Yalnız renkleri fazla iddialı olduğu için biraz tereddütlüydüm. (Bu çantayı erkek kardeşimle ortak kullanacaktık. Kesin itiraz eder diye düşündüm) Gidip yeni kumaş almak istemiyordum. Sonra uzun süredir evde bekleyen, komşumun verdiği etek gözüme ilişti.
--------------------
Our loyal backpack had finally crashed last year (poor kid had survived for 10 years, longer than enough...) We had to buy a new one but the specifications were a lot. Plenty of pockets, few embellishments, durable and so the list goes on. Thus i realized i would never find the right backpack. Eventually, with the encouragement of Gonca Hanım from ornitorenk handmade i decided to sew my own. Recently, she had sewn a backpack in flannel and shared it on her blog. It had a beautiful color and form. Moreover, she shared all the details of sewing with me.
I had leftover flannel pieces. But the colors were a bit too much striking. (I was supposed to share the bag with my brother. I thought he would definitely object) I didn't want to buy new fabric. And then i noticed the skirt that my neighbour gave me a long time ago.

Eteğin kumaşı süet taklidi, lacivert bir sentetikti. Kumaşı görünce bununla giyilebilir bir şey yapamayacağımı anlamıştım. O yüzden birkaç aydır kenarda bekliyordu. Ama işte düzgün bir astarı vardı, kumaş dayanıklı görünüyordu. Hem de rengi koyuydu. Neden çanta olmasın dedim. Alıp eteği parçalara ayırdım.
--------
It was a fake suede synthetic fabric in dark blue. When i saw the fabric i knew i would not do something wearable. Thus it waited for a couple of months. But it had a nice lining, the fabric looked quite durable. And it was dark coloured. So i thought it was appropriate for a bag. I dissected it.
Bir yandan yolculuk için hazırlık yaparken binbir zahmetle gereksiz dikişleri söktüm. Uzun uzun hesap yaptım. Her parçayı nasıl kullanacağıma karar verdim. Orta büyüklükte bir çanta istiyordum. Varolan dağcı çantamı ölçtüm. Ondan uyarlama yaptım. Çantanın ana gövdesi 45cm uzunluğunda, 50 cm genişliğinde olacaktı. Taban için 35x15cmlik bir parça kestim. Tabii cepler de olacaktı.
Peki bu kadar hesaptan sonra ne oldu? İşlerim yetişmedi ve çanta dikimi son geceye kaldı. Bana dikilecek az parça var gibi gelmişti. Ne kadar yavaş olduğumu hiç hesaba katmamıştım. Birkaç saatte biter diye düşündüm. Ve makinemin başına oturdum. Kumaşın ön yüzü süet gibi görünüyordu dolayısıyla pürüzlüydü ama arka kısmının oldukça kaygan olduğunu farkedememiştim. Makinem böyle bir kumaşı dikmeyi reddetti:) Böylece ilk golü yedim. O kadar zaman boşuna uğraşmıştım. Ama o saatten sonra çıkıp çanta arayacak zaman yoktu. Araziye çantasız gitmek de mümkün değildi.
--------------
As i was preparing for the road i ripped unnecessary parts. I calculated for a long time. Decided what i would do with each part. I wanted a middle sized bag. I measured my existing mountainer bag and applied. The main body of the bag would be 45cm in length and 50cm in width. The base was 35x15cm. Of course there would be pockets.
What happened after all this calculation? I could not finish my tasks on time and sewing was left for the last night. I did not consider my slowness in sewing. I thought it would be finished in a couple of hours. and settled for my machine. The front side of the fabric looked like suede so the surface was quite rough. But the backside was slippery. My machine refused to sew such a fabric. Thus it was the first goal to me. I tried for nothing. But it was too late to buy a bag. And it was impossible to go to the site without a backpack.

Daha en başından pazen parçalarını kullanmam gerekirdi dedim. (Gecenin o vakti aklımdan "pazenin laneti" geçmedi değil :) Tek bir çantaya yetecek kadar kumaş yoktu. Mecburen çılgın renkleri karıştıracaktım.
------------
I thought i must have used the flannel from the very start. (in the middle of the night i thought "the curse of the flannel" :) There was not enough fabric for a whole bag. Thus i had to mix crazy colours.
Çantanın askılarına tela koydum. Biraz dik olsunlar istedim. Ama ütülemediğim için öyle bir şey olmadı.
------------
I have put interlining to the straps. But as i did not iron it did not work.
Ana gövdede 2 bölme yapacaktım olmadı. Önüne 22x20cm boyutlarında bir cep koydum. Onun üzerine kapak yapacaktım olmadı. Yanlarına ek cepler ve kapak yapacaktım olmadı. Astar dikecektim olmadı. Pazenden bağcık dikecektim olmadı.
---------
I was planning to sew two parts. Did not happen. I sewed a 22x20cm pocket to the front. I would sew a flap, did not happen. Would put side pockets and covers, did not happen. Would sew lining, did not happen. Would sew flannel tie, did not happen.
Davulcular geçti, sabah oldu. Ve ben ancak kapıdan çıkmadan önce düğmeyi dikebildim. Daha vakit olsa neler yapardım ama ilk denemede bu kadar çıktı.
---------
So the ramadan drummers passed by, morning broke. I sewed the button right before we left. I would do so much more if i had the time. But this is all for the first trial.
Aldım "deli kızın çeyizi"ni araziye getirdim. Ağır kullanım sonucu dikişleri atar diye bekliyordum, ilk 2 günde bana mısın demedi. Eğer bu 1 aylık arazi çalışmasını hasarsız atlatırsa endüstriyel üretim bile yaparım:)
-----------
I took the "mad girl's wedding dress" and brought it to the site. I was afraid the stitches would fray due to heavy use, nothing happened on the initial 2 days. If it survived the 1 month site challenge i may even do industrial production:)
Bu kadar konuşmanın üzerine son söz: Bu yaz pekçok anlamda sarsıcı geçiyor Türkiye'de. İyi ki de öyle oluyor. Benim şu kıytırık blogumu okuyan kaç kişi vardır bilmiyorum ama söylemezsem çatlarım. Eğer tatile çıkacaksanız ya da seyahat edecekseniz lütfen biraz da kültüre vakit ayırın olur mu. Şu ülkede görülmesi gereken o kadar güzel ve eşsiz tarihi yerler var ki...Ben koruma alanında çalışan bir mimarım. Sade bir vatandaşım. Ama hala dünyayı değiştirebileceğime inanıyorum. Herşey farkındalıktan geçer. En yakınınızdan başlayın. Hiç değilse bir yürüyüşe çıkın, kendi semtinizde gezin. Ne kadar güzel bir ülkede yaşadığımızı farkedin. Bu güzellikleri paylaşmak hepimizin hakkı ve özgürlüğü. Görmek ve bilmek sahip çıkmaktır. İşte böyle...